Project Description

“Hz. Peygamber ve İlim” Başlıklı 15. DOST İslâm’a Hizmet Ödülleri Takdimi Töreni

15. DOST İslâm’a Hizmet Ödülleri Takdimi Töreni – CANLI YAYIN

Lâ Edrî Topluluğu Türk Tasavvuf Mûsikîsi Konseri – CANLI YAYIN

“Hz. Peygamber ve İlim” başlıklı 15. DOST İslâm’a Hizmet Ödülleri takdim töreni 25 Kasım Pazar günü İstanbul’da gerçekleştirilecektir.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed’in (s.a.s.) doğumunun yıldönümünü ve herkesi tevhid bayrağı altında toplayan sevgisini idrak etmek gayesiyle her yıl verilmekte olan “DOST” İslâm’a Hizmet Ödülleri”  25 Kasım Pazar günü Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan törenle sahiplerini bulacak.

Hz. Peygamber ve İlim” başlığı ile düzenlenecek gecede takdim edilecek 15. “DOST” İslâm’a Hizmet Ödülleri,  Türkiye’den Ahmed Avni Konuk’a ve yurtdışından  Seyyid Muhammed Nakib el-Attas’a  veriliyor.

ÖDÜL TÖRENİ TARİHİ:   25 Kasım 2018, Pazar, Saat: 19:00

ÖDÜL TÖRENİ YERİ:        Haliç Kongre Merkezi, Haliç Salonu

Gecenin Sponsorları: Haliç Kongre Merkezi, Nef Vakfı, Nefes Yayıncılık ve Tuti Kitap  

Katılım, herkese açık ve ücretsizdir.

***15. DOST – İslâm’a Hizmet Ödülleri Takdim Gecesi canlı yayını, Nefes Yayınevi A.Ş. tarafından gerçekleştirilmektedir.

AHMED AVNİ KONUK ( 1868 – 19.03.1938) 

Mutasavvıf, bestekâr ve şair Ahmed Avni Konuk 1868 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Musa Kazım Bey, Annesi ise Fatma Zehra Hanım’dır.

İlkokulu bitirdikten sonra Galata Rüşdiyesi’ne giren Ahmed Avni Bey, hıfzını tamamlayarak hafız oldu ve cami derslerine devam ederek islâm bilimlerinden icazet aldı.  Dokuz on yaşlarında iken birkaç ay arayla önce babasını ardından annesini kaybeden küçük Ahmed Avni’nin rüşdiyeye devamı mümkün olamadı. Dârüşşafaka’ya sınavla girerek 1890 yılında buradan mezun oldu.

1890 yılında henüz okulu bitirmeden Galata Postanesi posta memurluğuna tâyin oldu. Memuriyeti sırasında Mekteb-i Hukūk-ı Şâhâne’ye girdi ve birincilikle mezun oldu.

Arapça, Farsça ve Fransızcayı çok iyi bilen Ahmed Avni Bey, sırasıyla Posta Nezareti’nde kalem müdürlüğü, posta genel müdür muavinliği, genel müdürlük hukuk müşavirliği görevlerinde bulundu. Posta kanununu hazırladı. Memuriyet hayatı boyunca gösterdiği gayret ve hizmetinden dolayı birçok takdir almış ve beyaz şeritli İstiklâl Madalyası ile taltif edilmiştir.

Ahmed Avni Bey büyük bir sûfidir. Hayatında öne çıkan üç büyük sûfî, Zekâi Dede Efendi, Mesnevîhân Mehmed Esad Dede ve Halvetî-Melâmî yolunun büyüklerinden Ahmed Amiş Efendi’dir.

Ahmed Avni Bey’in musıki üstadı Zekâi Dede Efendi ile karşılaşması, Dârüşşafaka Mektebinin musiki derslerinde olmuştur. Zekai Dede, okulun ilk musiki hocasıdır ve vefatına kadar tam 21 sene ücret almadan aralıksız ders vermiştir.

Ahmed Avni Konuk, elimizdeki en büyük güfte mecmuası olan Hânende’nin derleyicisidir. Bu eserde 95 makamdan 2706 eserin güftesi vardır.

Üstadı Zekai Dede gibi usûl, makam ve güfte arasındaki uyuma son derece dikkat eden Konuk’un

bilinen eserleri 41 adettir. Musikimizde bestekârlığın en üst düzeyi ayin bestekârlığıdır.

Konuk da Bûselikaşîrân, Dilkeşîde ve Rûy-i ırak makamlarında 3 Mevlevî Âyîn’i bestelemiştir. Ayrıca 1 Kâr-ı Nâtık, 3 Kâr, 8 Beste, 5 Ağır ve 5 Yürük Semâî ile 16 şarkı bestelemiştir. Dilkeşîde ve Bend-i hisâr adlı iki makâm terkîb etmiştir.  Dilkeşîde makâmında ve Râhatu’l-Ervâh makâmında birer klâsik fasıl bestelemiştir.

“Fihrist-i Makāmât” adlı 119 makamlı Kâr-ı Nâtık’ı, günümüzde en çok sayıda makâmı gösteren çok önemli bir eserdir.

Şiirde de kâbiliyeti büyüktür. Bestelediği bütün sözlü eserlerin güftelerini de kendisi yazmıştır. Şerh ettiği tasavvufi eserlerdeki Farsça ve Arapça şiirleri nazmen tercüme etmiştir. Şiirlerinde Avnî mahlasını kullanmıştır.

Tevfik Fikret’in Mehmed Âkif’e cevap olarak yazdığı, dine saldırılarla dolu meşhur “Târîh-i Kadîm’e Zeyli”ne, Mehmet Akif’in dini, imanı bu şiirdeki saldırılardan korumaya yönelik tavrını tekrarlayarak, Fikret’in tarzına uygun bir uslupla, onun şiirini kısım kısım cevaplayarak 164 beyitlik bir şiir kaleme almıştır.

Ahmed Avni Konuk, Hacı Emin Dede, Halil Can, Kemal Batanay, Saadettin Heper, Emin Kılıç Kale gibi klasik musikimizi bugüne aktarmada çok büyük hizmetleri olan üstadları yetiştirmiştir. Hacı Emin Dede, üstadı için “Ahmet Avni Bey, Itrî-i zamandır.” yani “zamanın Itri’sidir” der.

Ahmet Avni Bey, 1904’te Mesnevîhan Selânikli Mehmed Esad Dede’ye intisap ederek Mevleviyye tarîkine girdi. mesnevîhân Tahirül Mevlevi ve Beşiktaş Yahyâ Efendi dergâhının son şeyhi Abdülhay (Öztoprak) efendilerle birlikte öne çıkan  üç öğrenciden biri oldu. Mürşidinden Farsça öğrendi. Mesnevi ve Fusus derslerine devam edip kendisinden icâzet alarak “mesnevîhânlık” vasfına lâyık görüldü.

Ahmed Avni Konuk’un çoğunluğu tasavvufî mahiyette olan telif, tercüme ve şerh türü eserlerinin sayısı otuzdan fazladır. Bir kısmı neşredilen bu eserlerin başlıcaları şunlardır:

Mesnevi Tercüme ve Şerhi Türkçe’de yapılmış en kapsamlı şerhtir.

Muhyiddin İbni’l Arabî’nin Fusûsü’l-hikem tercüme ve şerhi en büyük ikinci eseridir. Büyük boy yirmi sekiz defterden ibarettir. Bu şerhi yaparken modern bilimlerden de yararlanmıştır.

Bu iki dev eserin dışında Muhyiddin İbni’l Arabî’nin Et-Tedbîrâtu’l-İlâhîye adlı eserinin tercüme ve şerhi, Hz. Mevlânâ’nın Fîhi Mâfih adlı eserinin tercümesi, Sipehsâlar tercümesi.

Ahmed Avni Bey, “Darülfünun” yani “bilimler evi” olarak anılmaktadır. Fusus gibi çok zor tasavvufi metinleri şerhetmek için çok büyük bir entelektüel ve tasavvufi salahiyeti taşımak gerektiği ortadadır. Nitekim Mesnevi’yi şerhederken 20 kadar Hind şerhini kullanmıştır. Sadece klasik kaynaklara değil Mesnevi Şerhi’nin mukaddimesinde de görüldüğü üzere Nicholson gibi oryantalistlerin ve Spinoza gibi filozofların çalışmalarına da hakimdir. Bunlar onun zamanın ilmine de hakim, büyük bir alim olduğunu gösteren örneklerdir.

Tasavvuf sahasındaki en önemli özelliği, bazılarınca birbirinden çok ayrı düşünülen Mevlana ve İbnArabi’nin bakışlarını, görüşlerini birleştirmesidir. Bu iki ummanı birbiriyle konuşturmuş, birbirini şerh ettirmiştir. 

1933’te kendi isteğiyle emekliye ayrılmış. Bir süre Posta ve Telgraf Yüksek Mektebi ile sonradan İTÜ olacak Yüksek Mühendis Mektebi’nde ders vermiştir.

Konuk son zamanlarında Emine Hadiye Hanım’la evlenmiştir.

19 Mart 1938 tarihinde yetmiş yaşında iken Hakk’a yürümüştür. Naaşı Merkezefendi Kabristanına, caminin kıble tarafındaki haziresine defnedilmiştir. 

Ahmed Avni Bey, çok yönlü, velud yani üretken bir yazardır. Kendisine kadar teşebbüs edilmemiş işleri yaptığı gibi, yapılmış işleri daha da ileri götürmüştür.

El-ATTAS: GERÇEK BİR REFORMCU VE DÜŞÜNÜR

Seyyid Muhammed Nakib el-Attas, 1931 yılında Endonezya’nın Bogor şehrinde, üç erkek kardeşin ortancası olarak dünyaya gelir. Soyu Hz. Hüseyin Efendimize dayanan El-Attas’ın, baba tarafından dedesi Seyyid Abdullah bin Muhsin bin Muhammad al-Attas, etkisi Endonezya’dan Arabistan’a kadar hissedilmiş bir evliyadır, annesi Endonezya Sundanese kraliyet ailesinin üyesidir. Al-Attas’ın babaannesi Rukiye Hanım ise aristokrat bir Türk ailesinin mensubudur.

Ailesi, eğitimi için onu 5 yaşındayken Malezya (Cohor)‘a gönderir. Orada Babaannesi Rukiye Hanım, amcası ve teyzesi ile kalır. Malezya’nın Japon işgali sırasında eğitimine devam etmek için Endonezya’ya (Java) geri döner ve bir Al-Urwatu’l-Wuthqa medresede Arapça eğitim görür. İkinci Dünya Savaşı’nda sonra 1946’da eğitimine tekrar Malezya’da ve önce Bukit Zahrah Okulu’nda sonra da bir ingiliz okulunda devam eder. Bu süre boyunca yanında yaşadığı hem sultanın kuzeni hem de Cohor’un 6. Başbakanı olan amcasının (Ungku Abdul Aziz’in) Malay edebiyatı ve tarihi üzerine, Malay el yazmaları olmak üzere çok geniş bir kütüphanesi vardır. Seyyid Muhammad Nakib gençliğinin çoğunu tarih, edebiyat ve din üzerine olan bu metinler ve diğer aile üyelerinin koleksiyonlarında bulunan İngilizce Batı klasiklerini okuyarak geçirir. Bu kültür dolu atmosfer ve okumalar sayesinde al-Attas kendi Malaycasını ve yazılarını şekillendiren üstün bir stil ve kusursuz bir sözcük dağarcığı geliştirir. Bu elyazması metinlerle olan ilişkisi, onun hayatında kalıcı ve önemli izler bırakır. Bugün kendi şahsî koleksiyonunda da, Van Ronkel’in kataloğu dahil hiçbir katalogda yer almayan bazı çok önemli Arapça ve Malayca el yazmaları mevcuttur.

Ungku Abdul Aziz emekli olunca, diğer amcası olan Cohor 7. Başbakanı, UMNO (Birleşik Malay Milli Örgütü) siyasi partisinin de kurucusu, milliyetçi Dato’ Onn bin Dato’ Jaafar ile yaşar. Amcasının Al-Attas’ın sanatsal becerisini fark ederek kendisinden UMNO’nun resmi bayrağını çizmesini isteri ve bayrağın güç, Malay krallığı ve İslâm dini öğelerini barındırması gerektiğini söyler.

Lise eğitimini tamamladıktan sonra Malay Harp Okuluna kayıt olur. Sonra İngiltere’nin Malaya Yüksek komiseri General Sir Gerald Templer tarafından seçilerek askerî eğitim için İngiltere’de önce Eaton Hall’e (Chester, Galler), ardından (Sanhurst) Kraliyet Askeri Akademisi’ne gider. Burada İngiliz cemiyetinin nüfuzlu kesimiyle ilgili derin bir anlayış geliştirir. Önemli arkadaşlıklar kazanır. Bunlardan biri Ürdün Kralı Hüseyin’in kuzeni, mesai arkadaşı ve dostu olan Şerif Zeyd bin Şakir’dir.

Tasavvufa, çekilişi Sanhurst Akademisi’nin kütüphanesinde bulduğu İranlı İslam âlimi Molla Cami’nin çalışmalarıyla karşılaşması sonucunda başlar. Al-Attas buradan mezun olduktan sonra Malay Kraliyet Alayı’nda subay olmak için kralıın komisyonunu alır ve Malay ormanlarındaki teröristlere karşı yapılan çalışmalarda aktif görev alır. Ancak öğrenmeye olan aşkı ve akademik faaliyetleri nedeniyle, Singapur Malaya Üniversitesi’nde eğitimine devam etmek üzere gönüllü olarak askerî görevinden çekilir (1957-59). Ancak şüphesizdir ki, almış olduğu askerî eğitim -özellikle düzen, disiplin ve sadakat gibi İslâmî unsurlar- bir İslâm akademisyeni ve yöneticisi olarak görüşlerini ve yöntemlerini etkilemiştir.

Daha Malaya Üniversitesi’nde öğrenciyken iki kitap yazar. Bunlardan biri daha sonra 1963’de Malezya Sosyolojik Araştırma Enstitüsü tarafından basılan ve bir klasik olan çalışması “Malaylar Arasında Anlaşıldığı ve Yaşandığı Şekliyle Sufizmin Bazı Yönleri” adlı eseridir.

Bu eseri için tüm ülkeyi dolaşarak bütün önemli sûfî liderlerle görüşmüş, yolları hakkında bilgi almış ve uygulamalarını gözlemlemiştir. Eserin gördüğü ilgiden dolayı Kanada hükümeti 1959’da Al-Attas’ı, örneği görülmemiş bir şekilde 3 yıl arka arkaya, Kanada Konsey Bursu ile ödüllendirir.

Al-Attas Kanada Montreal McGill Üniversitesi’nde İslâmî Çalışmalar Enstitüsü’nde eğitimine devam eder. Burada Sir Hamilton Gibb, Fazlur Rahman, Toshihiko Izutsu, Seyid Hüseyin Nasr gibi hatırı sayılır akademisyenlerle tanışır. “Raniri ve 17. Yüzyılda Açe’de Vücudiyye Hareketi” adlı teziyle 1962 yılında (McGill Üniversitesi’ne bağlı İslâmî Araştırmalar Enstitüsü’nden) yüksek lisans derecesini alır. Bir yıl sonra Cambridge’den ve İngiliz Akademisinden profesörler ve Kraliyet Asya Topluluğu başkanı gibi seçkin akademisyenlerin de cesaretlendirmesiyle doktora çalışmalarını Londra Üniversitesi, Oryantal ve Afrika Çalışmaları okuluna transfer eder. Orada Profesör Arbery ve Martin Lings ile çalışır.

Al-Attas henüz McGill ve Londra’da geçirdiği öğrenim yıllarında bile, İslâm’ın yanlış yansıtılmalarına karşı onun hakiki mesajını yaymaya yönelik aktif olarak çalışmıştır.

1965’te Londra Üniversitesi’nden Felsefe Doktoru olarak döndüğünde bu ünvana sahip birkaç Malezyalıdan biridir ve ilk olarak Malaya Üniversitesi, Malay Etütler Departmanı, Edebiyat bölüm başkanı olarak atanır. 1968-70 arası aynı üniversitenin Sanat Fakültesi bölüm başkanlığı görevini sürdürür. Bu yıllar arasında fakültenin akademik yapısında birtakım reformlar meydana getirir. Ayrıca fakültede eğitim dilinin Malay diline geçmesi, diğer hocalardan gelen tüm itirazlara rağmen onun girişimiyle gerçekleşmiştir.

Al Attas, eğitim dilinin İngilizce yerine Malayca olması konusunda çalışan, Ulusal Malezya Üniversitesi’nin de kurucularından biridir (1970). Üniversitenin felsefî temelinin oluşturulması, Bilim ve İslâmî Çalışmalar Fakültelerinin kurulması da onun sayesinde gerçekleşir. Malay dili, edebiyatı ve kültürünün çalışılması için yeni metotlar önerir. Bunların arasında İslâm’ın rolü ve etkisi ile diğer bölgesel ve ulusal dillerle gerçek ilişkisinin asıllıca çalışılması gösterilebilir. 1973’de planlarını gerçekleştirmek üzere bu yeni üniversitede Malay Dili, Edebiyatı ve Kültürü Enstitüsünü kurar.

Seyyid Muhammad Nakib el-Attas’ın ilahiyat, felsefe ve metafizik, tarih ve edebiyat gibi birçok akademik alanda uzmanlığı bulunur. İslâm düşüncesinin ve medeniyetinin çeşitli yönleri üzerine, özellikle tasavvuf, kozmoloji, metafizik, felsefe ve Malay dili ve edebiyatı konularında yazdığı önemli eserleri vardır.

1975’te karşılaştırmalı felsefe alanında yaptığı olağanüstü katkılar dolayısıyla kendisine Profesör Henri Corbin, Seyid Hüseyin Nasr, Toshihiko Izutsu gibi saygıdeğer akademisyenlerin de üyesi olduğu, Emperyal İran Felsefe Akademisi üyeliği verilir.

1979’da Pakistan Başkanı General Muhammad Ziya ül-Hak tarafından, kendisine İkbal Yüzüncü Yıl Anma Madalyası takdim edilir.

1987’de, İslâmî bir düşünce ve bilim geleneğinin ihyası amacıyla Uluslararası İslâm Düşüncesi ve Medeniyeti Enstitüsü’nü (International Institute of Islamic Thought Civilization, ISTAC) kurar ve uzun yıllar başkanlığını yapar.

Al-Attas aynı zamanda işleri 1954’te Amsterdam Tropen Müzesi’nde sergilenmiş başarılı bir kaligraftır.

Malezya Kuala Lumpur’daki geleneksel ve kozmopolit bir karakterde ve İslâmî bir tarzda inşa edilmiş olan ISTAC (İSLÂM MEDENİYETİ VE MALEZYA DÜNYASI (ISTAC) ULUSLARARASI ENSTİTÜSÜ) binasının, eşsiz el-Gazali konferans salonunun ve camiinin planı, tasarımı, mobilya ve iç dekorasyonu, hatta peyzajı, kendisine aittir. Yerli ve yabancı birçok akademisyen ve ziyaretçi ISTAC’ın derin ve mânâlı havasını el-Attas’ın ne kadar başarıyla yansıttığını dile getirmişlerdir. Kanadalı tanınmış mimar Profesör Gulzar Haider kendisi için “el-Attas kelimeler ve cümlelerle ne kadar etkili konuşuyorsa çizgiler ve şekillerle de aynı etkide düşünebiliyor. Gerçekte hissettiğim, yapı sanki ‘İlâhî Güzellik ve Haşmet’le beraber ilmi de almaya hazır bir şekilde eğilerek kendini hazırlamış..” demiştir. George Washington Üniversitesi’nden Seyyid Hüseyin Nasr da (1993’de) ISTAC’ a ziyaretinden sonra (Amerika’ya döndüğünde Ağa Han’a yazarak) “enstitüyü fevkalâde bir güzellikte bulduğunu, İslâm mimarisi açısından kesinlikle son yıllarda yapılmış en başarılı bina olduğunu” söylemiştir.

Malezya’da çeşitli disiplinlerde akademik başkanlık yapma onuruna layık görülen tek akademisyendir.

Marquis, “Dünyada Kim Kimdir” listesinde, Seyyid Nakib’i kendi uzmanlık alanlarında olağanüstü başarı gösterenler arasında yer vermiştir.

1976’da Londra İslâm Dünyası Festivali başdanışmanlığı, Mekke’deki Birinci İslâmî Eğitim Konferansı’nda komite başkanlığı yapmıştır. Suriye’de UNESCO’nun İslâm Tarihi Uzmanları Toplantısını yönetmiştir.

Ürdün Kralı Hüseyin kendisini 1994’te Ürdün Kraliyet Akademisi üyesi yapmıştır. Bunu 1995’te Sudan Hartum Üniversitesi Fahri Sanat Doktorası ünvanı takip ettmiştir.

2000’de İslâm medeniyeti alanında yaptığı mükemmel katkılardan dolayı IRCICA (İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi) ödülüne layık görülmüştür.

2001’ de Rus Bilim Akademisi ve İran Hükümeti tarafından özel ödüller takdim edilmiştir.

Avrupa, Amerika, Japonya, Uzakdoğu ve Müslüman Ülkelerde 500’ün üzerinde konferans vermiştir.

Modern Müslüman dünyasında Müslüman eğitiminin içeriğini, günümüz bilgisinin İslamizasyonu fikri ve metodunu, İslam Üniversitesi’nin doğası ve kuruluşunu, İslam metafiziği ve bilim felsefesinin formüle edilerek sistemleştirilmesini sistematik ve felsefî bir açıdan tanımlayan, kavramsallaştıran ve detaylandıran ilk kişidir.

Ona göre modern seküler Batı medeniyetinin neden olduğu tüm problemlere bakılınca, şu an ihtiyaç olunanın yine aynı Batı kalıbının yeni bir versiyonu olmadığı açıktır. Tam tersine, doğru dinî fikir ve ideallerden köklerini alan bambaşka bir medeniyetin temelden yeniden kurulması gerekmektedir. El-Attas’ın temel fikir ve metotları dünyanın en büyük akılları olarak kabul görenlerin yaratıcı bir sentezidir.

İlk defa El-Attas, Malay-Endonezya Takımadaları’nın İslâmizasyonu üzerine orijinal teoriyi ileri sürmüştür ve böylece Güney Asya’daki İslâm tarihinin yeniden yorumlanması için genel bir farkındalık başlatmıştır.

El-Attas modern İslâm Düşüncesi ve özellikle yüksek eğitim konularında gerçek bir reformcudur. El-Attas’ın, çok dinli, ancak çoğunluğu Müslüman olan, aynı zamanda bir sosyoekonomik dönüşüm sürecindeki ülkesindeki, yüksek eğitim birimleriyle olan sürekli mücadelesi; onun modern Müslümanlara, görünürde rahat vermeyen, karmaşık problemlerin altında yatan temel sebepler ve onların gerçek çözümleri konusunda keskin bir anlayış geliştirmesini sağlamıştır.

El-Attas’ın düşünceleri her ne kadar tepkiye sebep olmuş olsa da aslında modern İslâm Düşüncesi ve uygulamalarında önemli gelişmelere de sebep olmuştur.

Çoğunlukla “Bilginin İslâmîleştirilmesi” konusundaki tezleriyle tanınan el-Attas’ın İslâm kültürünün felsefe, din ve eğitim alanlarında yirmiden fazla kitabı ve çok sayıda makalesi yayınlanmıştır. İngilizce ve Malayca yazdığı bazı eserleri Arapça, Farsça, Türkçe, Fransızca, Almanca, Rusça ve Japonca gibi dillere tercüme edilmiştir.

Kendisi 2010 yılındaki Kraliyet İslâmî Stratejik Araştırmalar Merkezi Raporu’na göre “Dünyadaki en etkili 500 Müslüman” arasında gösterilmektedir.

Pakistanlı ünlü akademisyen düşünür Fazlur Rahman, El-Attas’ı “bir dahi” olarak tanımlar.

1961 yılında Washington’ da Latifah el-Attas ile hayatını birleştirmiş ve bu evliliğinden 4 çocuğu olmuştur.

Şu an 87 yaşında ve Malezya’da yaşamaya ve çalışmaya devam etmektedir.

İlerlemiş yaşına rağmen üniversitelerde dersler ve konferanslar yoluyla engin birikimini genç nesillere aktarmaya devam etmektedir.

15. Dost Ödülü Röportajları